top of page

Bir Gün

  • 16 Nis
  • 5 dakikada okunur

Sabahın o serin, hatta serinden de öte henüz soğuk bile sayılabilecek alaca karanlığında gözlerini açtı kadın; kollarının arasındaki bedenin bir fısıltı gibi gelen nefes alıp verişini dinledi. İnce çıkan soluk, o'nun varlığının kanıtıydı. Ama kadın çok yorgun çok bitkindi henüz ve yerinden kımıldamaya da hiç niyeti yoktu. Dün ne kadar fazla yol yürümüş olabileceğini tahmin bile edemiyordu ve üstüne üstlük yağan yağmur, ah... ne kadar da çok yağmıştı. Kalkmayacaktı yerinden, kollarının arasındakine daha bir keyifle sarıldı bu defa. Yanındaki bu minik varlık ondan gelmişti ve bu durum onda bazı bazı; hem sevgi, hem tuhaflık ve hem de derin bir tatmin duygusu uyandırıyordu. Bir süredir zihnini meşgul eden bir sürü sorunun cevabı ise şimdi koynundaydı. O hepsinden biraz daha ince, ama daha pratik adam sonrası; kendinden bir parça, her geçen gün kendisine daha çok benzeyen bir beden kalmıştı ona, sıcak ve kırılgan.


Güneş tepede yavaş yavaş yükselirken, sis ağır ağır dağılıyor ve mağaranın ağzından içeriye daha fazla sıcak ışık süzülüyordu. Gece boyunca yanana ateşin közleri hâlâ sıcaktı; ateşin başında bekleyenler, grubun nöbetçileri, dişleri keskin yırtıcıların ve gece avcılarının tehdidine karşı sırayla uyanık kalmışlardı. Aksi gibi geçen gece de etrafları çok hareketliydi; kükremeler, ulumalar ve sırtlanların o çirkin ve tüyleri diken diken eden çığlıkları. Şimdi uyananlar ise, gece boyunca bırakılmış olan izleri inceliyor; hangi hayvanın hangi rotayı kullandığını, hangi tehlikeli ziyaretçinin geride iz bıraktığını anlamaya çalışıyorlardı.

Bu iz okuma eyleminin ardında pek çok şeyin gizli olduğunu anlıyoruz bugün; aslında çevre ile kurulan bir bilimsel ilişki. Hayvanların tanınması ve özelliklerinin bilinmesi, hangi izin hangisine ait olduğunun hafızaya kayıt edilmesi dolayısıyla bireyin hafızanın gelişmesi, gözlem yeteneği, tahmin ve sonuç çıkarma döngüsünü yönetebilmek. Gelişen ve çeşitlenen zihin hareketlerinin; fizyolojik olarak bu ihtiyaçlara cevap verilebilmesi adına vücudun beynin hacmini büyütmesi.


Bu aşamada evrimi kendimizce tanımlamalıyız; rastlantılardan veya gen seçimleri gibi yeterince bilgi sahibi olmadığım konulara girmek istemiyorum. Sadece evrime giden veya onu gerektiren nedenleri kendimce doğru tanımlayabilmenin. Mühendis aklım çok basitçe diyor ki; ihtiyaçlar yeni becerileri, yeni beceriler ise gelişen yaşam şartlarını ve devamında yeni ihtiyaçları doğuruyor. Yani içinde; biyolojinin, fizyolojinin, zihinsel ve sosyal değişimlerin olduğu ve kanımca biyolojik sonuçların arkadan geldiği bir değişim döngüsü. Ne demek istediğimi daha iyi anlayabilmek için, bir kaç yıl önce başımızdan geçen Covid salgını sırasında başlayan ve sonrasında hayatımızın normali olan; ekonomik, sosyal, manevi farklılaşmaları, bunların birey hayatlarını ve genel anlamda toplumları nasıl etkilediğini fark etmenizi ve geleceği tahmin etmenizi öneririm.


Yerinde doğruldu kadın; henüz dün törpülediği taş aleti elinde evirip, çevirirken kenarındaki hafif parlaklığı hayranlıkla izledi, dün iyi iş çıkarmıştı. Yavrusunu sırtına, aynı tüm diğer kadınlar gibi dikkatle bağladı ve dışarı, yavaş yavaş ısınan serin havaya atıldı. Bugün yine kadınların çok işi vardı; kök, meyve ve odun toplanmalıydı. Mamutlar arazide ilerlerken ağaçları parçalarlar ya bazı bazı, işte ateş için o ağaç parçalarının ve dökülen meyvelerin de toplanması gerekiyordu.


Taş devri ilkel aletlerin yüzeylerindeki kılcal çatlaklar ve çizikler; yontu sırasında hangi taşın hangi açıyla vurulduğunu, hangi kuvvetin uygulandığını anlatır bugün bizlere. Kontrollü gövde çıkarma tekniği kullanılıyordu diyebiliriz. Yapılacak alete uygun çekirdeği verecek taş seçilir ve yontu o doğrultuda yapılırdı. İmalat süreci boyunca; hedefli, bilinçli bir kuvvetin uygulandığı, tekrarlı darbelerle düz ya da oval bir gövde elde edilmeye çalışılır. Çekirdeğin dışbükey yüzeyleri kaplumbağa kabuğunu andıracak biçimde şekillendirilirdi. Gelişimin gereklerini anlamak adına süreci düşünmek gerekir, zira tüm üretim boyunca; ihtiyaç belirleme, öngörü, planlama, el ile göz koordinasyonu ve ince motor becerilerinin somutlaşması gereklidir. O gün bu bir taş parçasının bir alete dönüşmesi; dönemler bağlamında bugün bir beyaz mermer bloğunun mükemmel bir kadın vücuduna dönüşmesi kadar değerlidir. Kafa yorma, tasarlama ve vücuda getirme becerisi.


Kadınlar bildikleri bitki yataklarını kontrol etmeye giderlerken, grubun birkaç erkeği de yakınlardaki su kaynağına doğru ilerleyen izleri takip ediyorlardı. Grup yürürken; adam da bir yandan da avucunda tuttuğu sivri taşı evirip çeviriyor, daha kullanışlı bir aletin tasarımını zihninde kuruyordu. Aynı zamanda da güneşin yüksekliğini, rüzgâr yönünü, toprak yapısını, bitki örtüsünü de sürekli olarak aklına not ediyor ve bu ipuçları ona ileride gerekecek diye düşünüyordu. Bu bilgileri birleştirerek hangi zamanda, nerede daha çok yiyecek bulabileceğini tahmin edebilmeyi umuyordu gelecek günlerde.


Gözlem, analiz ve planlama yapabilme davranışları, insan soyunun bilişsel, fizyolojik ve sosyal evriminde birbirini besleyen süreçlerin parçasıydı. Bu durum kadar önemli olan diğer konu ise; bu becerilere ihtiyaç duyulacak şekilde yaşamın türevlenmesiydi. İki ayak üzerinde dik durabilme ve yürüyebilme, yani bipedalizm, milyonlarca yıl önce başlayan bir dönüşümdür ve elbette dik duruş; sağlayacağı pek çok faydanın yansıra, birey için enerji tasarrufu sağlayarak daha uzaklara ulaşmayı da mümkün kılmıştı. İki ayak üzerinde yürüyebilme ve denge becerisi sayesinde, el ve kolların işlevleri de değişim sürecine girmiştir. Eller serbest kaldıkça alet üretimi, taşıma ve ince işler için yeni kapasiteler ortaya çıkmıştır. Daha yukarıda da ifade edildiği haliyle; beyin hacminin artışı ile sosyal yaşamın gelişen karmaşıklığı karşılıklı olarak birbirini tetiklemiş ve desteklemiştir. Sadece keyfi gelişen ihtiyaçların çözüm talebi değil, iklimsel değişimler ve doğal çevre baskıları döngüyü hızlandırmıştır. Ama unutmamak gerekir ki; burada basit ve kısa cümlelerle anlatılan bu aşamalar, milyonlarca yıllık bir karşılıklı etkileşimle şekillenmiştir. Evrim yavaş, çok yavaş ilerler.


Mağara önünde gün ilerledikçe hareket arttı. Erkekler taş aletleri yontuyor, çocuklar dikkatle onları izliyor; hangi taşın nasıl tutulduğunu, hangi vuruşla ne şekil aldığını öğreniyorlardı. Öğle sıcağında mağaranın serinliğinde kısa bir dinlenme oldu; toplanan bitkiler temizlendi, ufak avların et parçaları da paylaşıldı. Bu paylaşımı yalnızca beslenme açısından değil; bakım, dayanışma ve bilgi aktarımının somut bir ifadesi olacak şekilde değerlendirmek gerekir. Yaşlı birinin elindeki eski taş parçasını genç birine verip onu törpülemeyi göstermesi, bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasının en açık işaretidir. Hominin grupları genellikle küçük, birbirine bağlı topluluklardı; iletişim sınırlıydı ama işaretler, sesler ve ritüeller aracılığıyla yoğun bilgi aktarımı sağlanıyordu. Konuşma yetisi ve dil doğuyordu kendi ritminde.


Öğleden sonra tepelerin ötesinden gelen güzel haberler kulaktan kulağa yayıldı: mamut sürüleri görülmüştü. Mamut avı tehlikeliydi ama ödülü de büyüktü; başarılı bir av uzun süre yetecek et, yağ ve deriden giysi, barınak malzemesi demekti. Grubun erkeklerinin bir kısmı sessizce hazırlanmaya başladılar. Kokuları taşıması adına rüzgâr yönü hesaplandı, iz sürme ve tuzak kurma işleri görüşüldü. Paylaşımlı avcılık, sosyal öğrenme ve rol paylaşımının sınandığı bir mücadeleydi; olası tehlikelerin yönetimi, eş güdüm ve tüm bu planlamaların eyleme dökülmesi. Mamut sürüsüne yaklaşırken devasa bedenlerin gölgeleri uzuyor, kılların hışırtısı rüzgârla karışıyordu. Grup, boğazın iki yanına sessizce yerleşti; bazıları dikkat dağıtma görevini üstlendi, diğerleri gizlice kapanıp mızraklarla saldırmaya hazırlandılar. İlk an gerilim dolu olurdu; korku, hayranlık ve aç gözlülük iç içe geçerdi. Mızrak darbeleriyle genellikle hayvanı anında öldürmekten çok onu yorgun düşürüp takip etmeye yönelikti. Çatışma kısa ama yoğun geçti; mamutun düşüşü kampın uzaklarından yükselen bir sevinç dalgası yarattı.

Av sonrasındaki işler, en az avın kendisi kadar yorucuydu; hayvanın kesilmesi ve parçalara ayrılması, yağın ayrılması, derinin soyulması ve adil paylaşım. Bu süreç teknik bilgi ve sosyal düzen gerektiriyordu; yaşlıların deneyimi, gençlerin gücü ve kadınların organizasyon becerileri birleşirdi. Derinin kurutulması ve korunması için çerçeveler hazırlanıyor, yağdan elde edilecek ışık ve ısı için saklama kapları düzenleniyordu. Yağın ayrıştırılması, etin tuzlanması ya da tütsülenmesi gibi uygulamalar, gıdanın saklanmasını ve mevsimler arası dayanıklılığını sağlıyordu. Bu tür uygulamalar, kültürel bilgi havuzunu zenginleştiriyor ve grubun çevresel dalgalanmalara karşı dayanıklılığını artırıyordu. Yaşamın yerleşik düzene geçmesi ile ilgili ilk beklentiler böyle doğuyordu.


Gölgeler uzamaya hava yine serinlemeye başlarken, mağaranın önü yavaş yavaş sessizleşti ama hareket tamamen durmadı elbette. Nöbetçiler ateşi harlıyor, gençler yeni günün gerekli malzemelerini hazırlıyorlardı, ama onlarda yorgundu. Nihayet gün artık yavaşça sönerken yenen yemeğin ardından, başarılı bir av sonrasında karnı doymuş ve ufak tefek yaralanmalar haricinde hiç zaiyat vermemiş olan grup; nöbetçileri ateşin başında bırakıp mağaranın içlerine doğru çekildi. Yarın yine yeni bir güne uyanacak ve yine mücadele devam edecekti.

Bugün bize düşen, o günlerin ayrıntılarını hem duyguyla hem de bilimsel merakla okumaktır; taşın, ateşin, izlerin ve paylaşımın ardında yatan öğrenme süreçlerini görmek; kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiyi, iş bölümünü ve çevreyle kurulan ilişkiyi anlamaktır. Modern dünyada da benzer dinamikler sürüyor bugün; bilgi aktarımı, iş birliği, çevresel uyum ve krizlere karşı dayanıklılık hâlâ hayatta kalmanın tek anahtarı. Teknolojimiz ve yaşam biçimlerimiz değişti; ama planlama, gözlem, alet yapma ve toplumsal dayanışma gibi temel insan becerileri hala aynı kökten besleniyor. İklim değişikliği, kaynak yönetimi, toplumsal eşitsizlik ve zorbalık gibi günümüzün büyük sorunları, atalarımızın karşılaştığı zorlukların farklı biçimleri; onlardan öğrenebileceğimiz en önemli ders, kolektif akıl ve paylaşımın gücüdür.


Kıssadan hisse;

Milyon yıl önce o küçük bedenin nefesiyle başlayan gün, milyonlarca yıllık bir mirası bizlere taşıyor ise bugün; bizim sorumluluğumuz, insanın var oluşunun mirasını bilmek ve onu; adil, sürdürülebilir bir gelecek için ideolojilerden uzak, salt insan sevgisiyle kullanmaktır.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


Bana Bir Mesaj Gönder, Düşüncelerini Bana Bildir

© 2025 Mühendisin Not Defteri. Wix tarafından güçlendirildi ve güvenli hale getirildi.

bottom of page